KARINCA'NIN AŞKI

Küçük karınca, hızla esen rüzgarla, yaşadığı ağacın karmakarışık dallarından aşağıya düştü... Günlerce sürmüş gibi geldi ona bu düşüş. Ama korkmadı. Düşerek ölmeyeceğini biliyordu. Merak etti... Sadece bu yumuşak düşüşün, o güzel kokunun sebebini merak etti. Etrafındaki kırmızı duvarı; ve duvarı kıpkırmızı bir kor gibi gösteren, ardında parlayan güneşi merak etti... Rüzgarın tatlı esintisiyle beşik gibi sallanan yeni dünyada usulca tırmandı. En tepesine çıktı kırmızı duvarın. Güneş gözlerini kamaştırdı. Neredeydi? Ölmüş müydü yoksa? Bu yumuşak kırmızı duvar ve tatlı salınım mıydı ölüm? Annesi hiç bahsetmemişti. "Eğer ölüm buysa, iyi ki ölmüşüm." dedi kendi kendine. Bir rüzgar daha esti, havalandı minik karınca. "Off, "dedi "yine mi!" Bu sefer kısa sürdü, düşmüştü bile. Aaa topraktı bu. Bildiği toprak. Ailesiyle buradan çıkmamışlar mıydı zaten kocaman yüce ağaca. "İyi ama" dedi, "peki o aradaki cennet neydi?" İkinci düşüs noktasını görmek için yukarı bakmasının hayatını bu kadar değiştireceğini bilseydi; hemen yoluna devam eder, yüce ağacın köklerini arardı. Ama baktı... Güneşi gölgeleyen, rüzgarla bir sağa bir sola dans eden dünya harikasına baktı, aynı anda aşık oldu... Bir güldü bu... Zarif, yeşil sapının üstünde ve kendisinden çok uzaklara kaçar gibi yukarıda, güneşin yanında, bahara güzel olduğunu anımsatan ve ona göre dünyadaki en harika güldü. Hiç bir gülü bu kadar yakından görmemişti. Çok yukarılarda kahvaltı ederlerken, annesiyle seyrederlerdi aşağıları. Bir sürü renk birbirine girmiş görünürdü çoğu zaman. O zamanlardan birinde söylemişti annesi, uzaklardaki renk cümbüşünün içinde gülü de öğrenmişti... "Keşke yıllar önce atlasaymışım aşağıya." diye düşündü biricik aşkını seyrederken... Sonra tereddütte kaldı, acaba yüreğinin sahibine mi tırmanmalıydı, yoksa uzaktan mı izlemeliydi bu harika şöleni? "Ama" dedi, "onu çok seviyorum, hep yanında olmak istiyorum." Tırmandı en tepesine kadar, kırmızı yapraklarını öptü, kokladı. "Seni çok seviyorum" dedi. "Hayatımın sonuna kadar da seveceğim."

Gül hiç farkında değildi... Muhteşem dansına devam etti...

Şevket Süha TEZEL
1998